MENÜ
  • Hayvanları seven, insanları da sever

Hayvanları seven, insanları da sever

Hayvanları seven, insanları da sever

11 Şub 2021

Geçen hafta bilerek ve isteyerek çok sert yazdığım ‘Türk sporu ve sporcusu için uluslararası başarı’nın ardından bu hafta size tatlı bir konu, hafif bir yazı…

Nasıl atalarımıza sahip çıkar, sözlerinden ilham alırsak ata sporumuz binicilik de bir o kadar önemlidir bizim için. Ne de olsa at, avrat, silah deriz, değil mi? Türkler, yani Orta Asya’nın en büyük göçmenleri için at hayatın bir parçasıydı. Onlar zamanın ilk binicileriydi.

Zaman değişti, vasıtalar değişti; atlar yerlerini mekanik vasıtalarla değiştirdi ama kalbimizdeki yerini hiç kaybetmedi. Hayvanların en asili olarak aklımıza, ‘partner’lerin en müthişi olarak sporumuza yerleştiler.

Başta da dediğim gibi bu sefer yazımı hafif tutup hayatımın sporu binicilikle ilgili hislerimi sizle paylaşmak ve ata binmeyi veya çocuğunu ata bindirmeyi düşünenlere güzellikler hissettirmek amacıyla hazırladım.

Okuduktan sonra içinizdeki binicilik aşkı (ya da spor aşkı) canlanır da camiamız yeni bir yetenek kazanırsa ne mutlu bana.

Binici bir aileden geliyormuşum. Çocukken hep bu bilgiyle doluydu kulağım. Babaannem ata binermiş. Babam da ata binermiş. Moda’daki çiftlikte bütün sülale ata binermiş. Torun da binmeli, değil mi? Aslında bunun baskısını hiç hissetmedim. “Yüzüyorum da neden ata binmeyeyim” diye içimden ben dedim. Hazır işi bilenler de etrafta. Gidiş o gidiş.

İlk atımı alması için babama ağlayıp yaptığım çeşitli işgüzarlıkları hiç unutamam. Sonradan çok sevdiğim bir arkadaşım olan Hulki, “İşte aradığım müşteri” diyerek bana atını, iki misli fiyata satmıştı. Benden size tavsiye, at alacaksanız çok istekli görünmeyin, hele sakın babanıza ağlamayın.

Başta babaannemin atlarına biniyordum. Daha doğrusu üstlerinde doğru dürüst oturmaya çalışıyordum. Sabah 9:30’da alırdı beni evden. Bir aya yakın böyle devam etti. Bir öğlen yine eve bırakırken artık sen 8:00’de gidebilirsin dedi. Ne demek istediğini o an anlayamamıştım. Bir seneden fazla, her sabah seyis Mahmut efendiyle beraber kaldırdık atların altını. Tımar ettik, sularını, yemlerini ayarladık, eyerleri yağladık.

Şimdi olsa hepsini yine yapardım. Biri hariç: Babaanneme söylenmek.

Böyle başladı ve 30 sene, her gün üç dört atla (bazen 12) sürdü. Şimdi de kızlarım biniyor, ben de keyifle seyrediyorum.

Bir yere, bir camiaya ait olma duygusu hoş. Hele çocukken boş zamanlarda, boş gezenin boş kalfası olmamak, bir hobiyle uğraşmak, bir spor yapmak zihinsel ve bedensel olarak gelişmemizi olumlu yönde etkiliyor.

Muhakkak bütün spor camiaları öyledir ama biniciliğin iyi bildiğim bir farkı var. Hayvanlarla iç içesiniz. Kedisi, köpeği, atı, hatta faresi. Manejde atların öteki tarafta bulunmasını bekleyip kırık tahtalardan maneje fırlayan fındık fareleri bile, yüzümüzde bir gülümseme…

İnsanlarla iç içesiniz. Düzgün insanlarla, spor yapan insanlarla. Onlar da sizin geçmekte olduğunuz yoldan geçmiş. Bence dünyanın en asil sporunu yapıyorlar. Kravat, ceketle yapılan tek spor.

Yaşça büyüklerden öğreniyor, yaşıtlarınızla paylaşıyorsunuz. İnsanları küçük görmemeyi, gereğinden de fazla büyük görmemeyi öğreniyorsunuz. Mücadele etmeyi, zamanı gelince yarışmayı öğreniyorsunuz.

Hele bir duygu var ki… Kazanmak, kupayı almak, eve götürmek. Daha yazayım mı?

Tabii altında yatanı unutmamak lazım. Çalışmanın, yorulmanın karşılığını almak. Böyle yoğrulan bir insandan kötü ne beklenir ki?

Kurulan spor arkadaşlıklarına ne demeli?  Bir Efe’yi kime değişirim? Küsur sene milli takımda aynı odayı paylaştık. Eskir mi bu arkadaşlık? Delinir mi bu dostluk? Spor yaparken beraber olduğunuz kişiler, hayatın değişik yüzlerinde de var. Hep olacaklar ve onları en iyi tanıyanlardan biri siz olacaksınız.

Anlatmak istediklerim, sadece binicilikle kalmadı galiba. Sporu, sporculuk duygusu ve olgusunu da işin içine karıştırdım biraz.

Sonuç olarak hayvanlarla arası iyi olanlar, özellikle atları sevenler için bu spor, insanı günlük hayatından hoşça sıyıran, sessiz, stressiz, sakin bir dünyaya taşıyan, sıkı, kırılmaz dostluklara vesile olan, sekiz yaşından seksen sekizine sürdürülebilen, mükemmel bir uğraş diyebilirim.

Yarışma ve kazanma duygularını içinde barındıranlar için ise iki canlının inanılmaz uyumuyla müsabaka yapmak, her sporda kolay kolay karşımıza çıkan bir şans değil.

Çocuklarını spora teşvik etmek isteyenler için daha iyi bir seçim düşünemiyorum.

Hayvanları seven, insanları da sever.

http://www.diken.com.tr/hayvanlari-seven-insanlari-da-sever/