MEHMET AKSEL'DEN

Bunun da aplikasyonu yok

22.04.2021

Sabah işe geliyorum.

Ofisime giriyorum, montum varsa çıkarıp asıyorum, çantamdan da bilgisayarımı, notlarımı ve babamın hediye ettiği kalemimi çıkarıyorum.

 

Masam hazır, artık yerleştim, misafirlerim olacaksa ağırlamaya hazırım. Şimdi keyif zamanı.

Kahve makinemin ısınması için düğmesine basıyorum (Benden başka kimse dokunmaz).

Müzik sistemimi açıyorum (Buna da benden başka hiç kimse dokunmaz).

Günün ilk plağını koyuyorum, bu arada kahve makinem ısınmış oluyor. Kendi kavurduğum çekirdeğimi önce öğütücüden geçirip sonra kaşığa çekip (kokular yayılmaya başladı bile), arkasından da kaşığın ucundan bal kıvamında akan ve akarken de mis gibi kokan sabahın ilk kahvesini yapıyorum.

Bunun bir aplikasyonu olabilir mi sizce?

Bugünlerde ne yazık ki yaşadığımız bu tarz deneyimler giderek azalıyor.

İnsanlar gerçeği yaşamak yerine bir modadır sanalı yaşamaya başladı.

Başlamak ne kelime, iyiden iyiye alıştılar da ne yazık ki ve işin kötüsü, gerçeği bilmediklerinden ve ukalalıklarından hayatı bu sananlar var artık etrafta.

Kendi kızlarım tarafından bile anlaşılmakta zorlanıyorum çoğu zaman.

Dijital çok önem kazandı diyor herkes yaşamımızda ama bir yandan da biliyorum ki hayatta bazı deneyimlerin, bazı ‘an’ların yerini hiçbir aplikasyon tutmuyor (Avi’ye selam olsun).

Sporu bile ‘e-spor’a indirdiler ya, pes doğrusu. Oyun deseler belki daha anlaşılabilir. E-spor da neymiş. Gerçek sporculara ayıp oluyor.

Tenis olsun futbol olsun bir topa vurmanın zevki, sade olsun çikolatalı olsun bir kurabiye yapmanın zevki, pişti olsun briç olsun bir kâğıt tutmanın zevki, hangi aplikasyona yazılabilir ki?

Müze ekrandan gezilir mi kardeşim, tarihin kokusu nerede?

Memleket dijital mi gezilir kardeşim, yurdumun dokusu nerede?

Netflix sinemaya gitmeye eşdeğer olabilir mi? Dışarıda çocuklarla bilet sırasında beklemek, içeride büfeden patlamış mısır almak, hatta salonda arka sırada ses yapan gıcık aile nerede?

Tüm bunların yerini hangi dijital uygulama tutabilir?

Kafede oturuyor iki kişi, birbirinin yüzüne bakan yok, ikisi de telefonuna yumulmuş. Aynı masada otururken birbirine mesaj atan insanlar gördüm ben; zavallılar.

Beş çocuk duvar dibinde, beşinin de elinde bir telefon. Nerede anne ve babalar?

Bayram gelir toplu mesaj, doğumgünü olur balon resmi, işin düştü yan yana el şekli. Ne oldu yaa? Bir tebrik, bir teşekkür, bir rica, bir ses? Değer vermek, emek vermek karşındakine, ilişkine?

Köpeğini çişe çıkartmaya imtina eden bir jenerasyon, elinden gelse diyalize bağlayacak hayvanı, neden almışsa köpeği?

Eğitim işi de bi acayip.

Bizde de var MSA Box, MSA App ama kampüse gelmenin, mutfağa girmenin yerini tutuyor mu sanıyorsunuz.

Konusu ve koşulları uygun olan bir eğitimin bile dijital hâlinin esası yakalayamadığını düşünüyorum. Çocuklarda ne sosyalleşme duygusu kaldı ne de öğretmeninin gözünün içine bakabilme.

Haa dijital kötü mü? Tabii ki hayır.

Nasıl demeli, faydalı taraflarını kullanmaya özen gösterdikçe ve bu yazılımların hislerimizi köreltmemesine dikkat ettikçe neden kötü olsun ki?

Umarım ilk heves alındıktan sonra normale döner hayat. Umalım 15-20 yıllık bir dijitalcilik hevesi olsun bu. Tabii ki teknolojiden faydalanalım, ama dünyayı da birbirimizi de tepe tepe yaşayalım.

‘Yeni normal’ falan derken bir-iki jenerasyon kaybettik, bir de üzerine Covid bindi, nane oldu çocuklar ve gençlerin kafası (Ama onlara sorsan biz yaştakiler eski kafalıyız, o başka).

Gerçekte (gerçekten değil gerçekte) tadı ve kokusu olan bir hayatta büyüdüm ben.

Ailemle, arkadaşlarımla ya da yalnız, becerebildiğimce de analog yaşamaya çalışıyorum günümüzde.

İşten çıkıyorum. Otomobilime biniyorum. Zaten çoğu eski model. Varsa tüm yardımcı dijital sistemleri kapatıyorum. Yalnız kalmak istiyorum, motor, direksiyon, vites ve lastiklerle.

Akşam eve geliyorum.

Karımı öpüyorum (Hem de dudaklarımı kullanarak).